Mert Aydın yazdı: Olimpiyat’ın yaldızsız kahramanları

Michael Phelps, tarihin Olimpiyat oyunlarında en çok madalya kazanan sporcusu olduğu günlerde bir isim duydu sporseverler. Çoğu ilk kez duyuyordu bu ismi; Larisa Latinina. Olimpiyatlarda 9’u altın, 18 madalya kazanmış bir jimnastikçi ve bu rekor kırılmasa perde arkasında kalmaya devam edecekti.

1934’te Ukrayna’da doğdu. Babası, İkinci Dünya Savaşı’nın simge savunmalarından Stalingrad’da hayatını kaybettiğinde Larisa 9 yaşındaydı. Baleye başladı ve bir süre sonra kendisini jimnastik yaparken buldu.Bir yandan savaş sonrası dünyada Sovyetler Birliği’nin aldığı rol, bir yandan jimnastikte yaş meselesine farklı bakış derken Larisa ilk Olimpiyat deneyimini 1956’da Melbourne’de yaşadı. Sonrası ise tarih. 1956, 1960 ve 1964 oyunlarında 9 altın, 5 gümüş, 4 bronz. Bu durumun olimpiyatlarla sınırlı kaldığını düşünmeyin. Dünya ve Avrupa şampiyonalarında 14’er madalya.

1959’da anne olan Latinina, bu duruma takılmadan madalyalarına devam etti. O dönem büyük heyecan yaratsa da Vera Caslavska, Nellie Kim, Olga Korbut, Nadia Comaneci, Simone Biles hep onun önünde kaldı.

2 ülke, 6 Olimpiyat, 12 madalya

Birgit Fischer bir efsane. Ama onun ismini dünyada kaç sporsever biliyor? Açıkçası Almanlar ve kano sporuna meraklı olanlar dışında pek de hak ettiği yerde değil. Düşünün, 2 ayrı ülke adına 1980’den 2004’e kadar oyunlara katılıyorsunuz ve 8 altın ve 4 gümüş madalya alıyorsunuz. Şaşırdınız değil mi?

Fischer ilk olimpiyatına katıldığında henüz 18 yaşındaydı. Doğu Almanya adına yarışıyordu. Kano kayak dalında K1 500 metrede gelen altın tarihiydi. Çünkü en genç Olimpiyat şampiyonu olmuştu. Nasıl ki Moskova’yı birçok ülke protesto etmişti 1984’te de Doğu Bloku ülkeleri, Los Angeles’a gitmiyordu. Birgit için kariyerinin zirvesinde büyük bir hayal kırıklığıydı bu.1988 Seul’de kazandığı 2 altın ve 1 gümüş madalya, Doğu Almanya adına bu organizasyonda kazandığı son başarılardı. Eğitmenlik yaptığı orduda binbaşı rütbesine yükselen Fischer, sporu bırakma kararı almıştı. Ne var ki iki Almanya’nın birleşmesi bu kararın değişmesini sağladı. Artık Birleşik Almanya için yarışacaktı.

1992 Barselona’da 1 altın ve 1 gümüş geldi. 4 yıl sonra Atlanta’da yine 1 altın ve 1 gümüş kazandı. 2000’de Sidney’de 38 yaşındaydı. Gençlere meydan okudu ve 2 altın elde etti. Bir kez daha sporu bırakma kararı aldı.

Ama o rekabetçi ruh devam ediyordu. 42 yaşında Atina, bir kez daha başlangıç noktasındaydı. 1 altın ve 1 gümüşle noktaladı muhteşem kariyerini. Almanya’da yılın sporcusu seçildi.

Bir kenara bu ismi not edin. Çünkü o, tarihin en büyüklerinden birisi.

Havuzda bir matematik öğretmeni

Yüzme deyince artık neredeyse sadece Michael Phelps geliyor akıllara. Halbuki 80’lerde ortaya çıkan bir başka Amerikalı, unutulması zor başarılara imza atmış ve 11 madalya kazanmıştı.

Matt Biondi, daha 20’sini görmeden ilk olimpiyatına katılmıştı. Kaliforniyalı yüzücü, Los Angeles’tan bir bayrak altınıyla ayrılıyordu. Ama onun adını dünyaya asıl duyuran Seul Olimpiyatlarıydı. 5 altın, 1 gümüş ve 1 bronz. Mark Spitz’le kıyaslanmasını sağlıyordu. Amerika’nın en önemli sporcularından birisiydi artık.
 
Su topu da oynuyor ve milli takıma kadar yükseliyordu.Barselona’da işler istediği gibi gitmedi. 2 altınını da bayrak yarışlarından getirdi. Bireyselden ise 1 gümüş çıkarabildi. Ve sonrasında, ‘Maddi destek alamıyorum” diyerek 27 yaşında spor sahnesinden çekildi.Biondi’nin ailesiyle içine kapanıp medyayla fazlaca muhatap olmaması, insanların gözlerinden onu uzaklaştırdı. Bir spor haber programında onu lisede matematik dersi verirken gördüğümüzde 21.yüzyıldaydık. Gerekli destek verilse ve Biondi küsmese Atlanta’da ne yapardı? Kimbilir?

28 yıllık mucize

Aladar Gerevich, 1932 Los Angeles Olimpiyatlarında Macar takımıyla eskrim kılıç kategorisinde altın madalya kazandığında 22 yaşındaydı. Son Olimpiyat altınını almasına 28 yıl vardı daha.

Macar eskrimci Aladar Gerevich 1936’da Berlin’e bireysel için de iddialı geldi. Ancak bronz madalya kazanabildi. Takımda ise harika Macar ekibi yine onun da katkısıyla altını kapıyordu. Sonrası ise 12 yıl süren olimpiyatsız bir dönem.

38 yaşında olgunlaşmış bir Gerevich var artık. Kılıçta hem takım hem bireyselde altını alıyor. Son olimpiyatı sananlara nanik 1952’de geliyor. Kılıç takımda altın, kılıç bireyselde gümüş, flöre takımda bronz kazanıyor. 1956’daki kılıç takım altını onu efsaneler arasına yazdırıyor.

1960’a götürmek istemiyor Macarlar onu. Yaş olmuş 50. Tek tek tüm milli takımı yenerek gidiyor Roma’ya. İlk olimpiyat altınından 28 yıl sonra kazanıyor son altınını kılıç takımda.

Redgrave’in gölgesinde 4 altın

Sir Steven Redgrave, kürek sporuyla fazla haşır neşir olmayanların bile tanıdığı bir efsanedir. 1984’ten 2000’e kadar uzanan 5 Olimpiyat altını boşuna kazanılmadı. Ama onun başarısına yaklaşan ve üstüne televizyonda kendisine iyi bir kariyer yapan Matthew Pinsent, Britanya ve kürek dünyası dışında tanınmaz.Aslında yaşama 1-0 önde başlamıştır Pinsent. Köklü bir aileden gelir ve kralların, önemli politikacıların okulu Eton ve sonrasında Oxford’da okur. Çocuk yaşta başladığı kürekte hemen kendini gösterir. Hem uluslararası arenada hem de Oxford-Cambridge yarışında bir şampiyonun geldiğinin haberini verir. Kısa sürede Redgrave ile iyi bir ikili oluşturur.

1992’de 22 yaşında ilk altın madalyasını kazanır Barselona’da. Bu başarı Atlanta, Sidney ve Atina’da devam edecektir. Kariyerinde 10 kez dünya şampiyonu olması da cabası. Başarılarından dolayı 2005’te Sir unvanı aldı.

Pinsent ile Redgrave, 1990 yılında bir takım olurlar. Pinsent‘in deyimiyle, “Ben ona kendimi kanıtlamaya çalışırken o da genç arkadaşından aşağı kalmadığını gösteriyordu.”

Spor tarihinin en büyük ikililerinden birinin tek kişiden oluşmadığını hatırlatmamız gerekiyordu.

Çim hokeyi denince Hindistan

Olimpiyat tarihine damgasını vurmuş takımlar vardır. Oyuncular yıllar içinde değişse de performans aynı kalır. 1924-1928 Uruguay futbol takımından Amerikan basketbol takımına kadar uzanan bir silsile bu. Lakin bir takım vardır ki, bir spor dalını gerçek anlamda domine etmesine rağmen çok fazla hatırlanmaz.

Uzun yıllar Britanya’nın bir sömürgesi olan Hindistan, bazı spor dallarını da öğrendi onlardan. Çim hokeyi, bunlardan birisi. Hintliler, bu sporu o kadar iyi oynamaya başlamıştı ki daha imparatorluktan ayrılmadan uluslararası alanda kendilerini gösterdiler.

1928 Olimpiyat oyunlarında Hindistan takımı, İngiliz, Hindu ve Müslüman oyunculardan kuruluydu. 4 grup maçında 26 gol atıp hiç yemeden birinci olup finale kaldılar. Finalde ev sahibi Hollanda’yı 3-0 yenerek şampiyon oldular.

1932’de dünyadaki ekonomik buhran nedeniyle ev sahibi ABD, Japonya ve Hindistan mücadele ettiler. Rakiplerini güle oynaya geçip altına ulaştılar. 1936’da ise grupta 3 maçta 20-0’lık bir averajın ardından 10-0’lık Fransa yarı finali geldi. Ev sahibi Almanya, finalde 8-1 ile teslim oldu.

1948 çok farklıydı. Hindistan bağımsızlığını kazanmıştı. Pakistan ile de yollar ayrılmıştı. Her şeye rağmen Hindistan için sahada değişen bir şey yoktu. Gruptan kolayca çıktılar. Yarı finalde 2-1’lik Hollanda galibiyeti. Finalde rakip ev sahibi ve bu sporu onlara öğreten Büyük Britanya’ydı. 4-0’lık galibiyet art arda 4’üncü altını getiriyordu Hindistan’a.

1956’da yarı finalde Almanya, finalde eski dost Pakistan engelleri aşıldı. 5 altın olmuştu. 1960’ta finalde bu kez kaybettiler Pakistan’a 1-0’la. Bu kez gümüş gelmişti.

Ama Hindistan 1964’te altın, 1968’de ve 1972’de bronz ve 1980’de yeniden altın alarak bu spor dalının en büyüğü oldu.

Atlara fısıldayan kadın

Binicilik, Olimpiyat Oyunları’nın en özel dallarından biri. Atların eğitimini ön plana çıkaran dresaj da öyle. Erkek ve kadınların birlikte yarıştıkları, atların da binicileri kadar dikkat çektiği bir dal.Alman Isabell Werth de gerçek anlamda bir dresaj efsanesi. 1992-2016 döneminde 6 Olimpiyat şampiyonluğu kazandı. Bunun yanında 4 gümüş madalya da elde etti. Bireysel ve takım dresajda tarihin en önemli isimlerinden biri haline geldi.

Fransız ve Alman ortak yapımı binicilikle ilgili bir bilgisayar oyununa da onun ismi verildi. Bunun yanında şampiyonlukların arasında hukuk okudu ve avukat oldu. Olimpiyatlar dışında, dünya ve Avrupa şampiyonalarından 24 madalya çıkardı.

Ve büyük sporcu listelerinde bir türlü Werth’in adını görmüyoruz. İlginç değil mi?

Şenyurt’tan ilk madalya

Bir de bizden sporcu ekleyelim listeye. Sporla ilgilendiğini iddia eden 100 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına şu soruyu soralım: Olimpiyatlarda madalya alan ilk kadın sporcumuz kimdir?

Büyük ihtimalle en fazla 2 ya da 3 doğru yanıt alırız. İlk altını alan Nurcan Taylan’ın ismini duyarız muhtemelen. Ama hayır değil. 1936 Olimpiyatları’nda Halet Çambel ve Suat Fetgeri Aşeni ile başlayan Türk kadınlarının Olimpiyat macerası 1992’de ilk madalyasıyla tanıştı.

Düşünün öyle canlı yayında falan olmadı. Günlük özetlerde hem de judoda Hülya Şenyurt’un bronzunu öğrendi Türkiye. Sonra da unutuverdi onu.
Şenyurt, Barselona’ya giderken 19 yaşındaydı. Kısa süre içinde gençler Avrupa şampiyonluğu ve büyükler Avrupa ikinciliği kazanmıştı. 48 kiloda madalya adayı olduğunun farkında bile değildi ülkemiz. O bronz madalya çok ama çok değerliydi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir