Ekonomist Ali Ağaoğlu ve gazeteci Hakan Güldağ, Şans Sohbetleri’nde bu hafta, üreticiden satıcıya neredeyse her kesimin aşmaya çalıştığı ‘fiyatlandırma’ sorununu ele aldı. Güldağ, TL şartı sonrası ‘kambiyo kavgaları’ yaşandığı bilgisini paylaşırken, Ağaoğlu bozulan beklentiler ve sonuçlarına dikkat çekti.
Küresel resesyon ve stagflasyon tartışmalarına da değinen ikili, özellikle Avrupa pazarındaki daralmanın Türkiye olası etkilerini değerlendirdi. Ağaoğlu, döviz kurundaki yukarı yönlü hareketi ve son dönemde sert dalgalanmaların yaşandığı kripto piyasasına ilişkin görüşlerini de aktardı.
Güldağ: Ankara Sanayi Odası ile birlikte salı günü düzenlediğimiz ‘Ekonomide Yeni Ufuklar Buluşması’nda genel ekonomik gidişatı değerlendirdik. ASO Başkanı Nurettin Özdebir, hocalarımız Prof. Erhan Aslanoğlu ve Prof. Hakan Kara ile yazarımız Servet Yıldırım’ın katıldığı buluşma, aslında biraz da “önümüzü görelim” amacı taşıyordu. Ama akademisyenler iş insanlarına, iş insanları akademisyenlere soruyor: Biz nereye gidiyoruz?… Pek tabii ki hocalarımızın değerli paylaşımları oldu. Ama belirsizliğin azalmadığı, tersine arttığı bir süreç yaşadığımız tespitini yapmak herhalde yanlış olmaz. Özellikle de “Nasıl fiyatlandıracağım?” sorusu üreticiden tedarikçiye, esnaftan ihracatçıya yanıtı aranan ve cevabı da bulmakta zorlanılan bir soru.
Ağaoğlu: Artısı, eksisi iyi düşünülmeden bir gecede hayata geçirilen düzenlemelerin, öngörülebilirliği ortadan kaldırdığını, tam tersine belirsizliği daha da artırdığını başından beri söylüyoruz.
Güldağ: TL zorunluluğu ile birlikte ‘fiyatlandırma’ problemi daha da farklı bir boyut kazandı. Yani ‘kambiyo kavgaları’ diyebilirim ben buna; bayağı tartışma ortamı var. Sanayiciler “Merkez Bankası sadece alış kuru açıklıyor. Satış kuru açıklamadığı ve büyük oranda bu işi bize bıraktığı için sıkıntılar yaşıyoruz. O bankanın kuru şu, diğer bankanın kuru bu, o bankanın kurunu ben kabul etmiyorum, şu seviyeden ödemeyi ben istemiyorum” sözleriyle dert yanıyor. İmalatçısı, tedarikçisi, lojistikçisi ciddi tartışmalar yaşıyor. Özetle reel sektörde kime telefon açsak “Fiyat belirleme toplantısındayız” diyor. Türkiye fiyat belirleyemiyor; böyle bir noktaya geldik.
Ağaoğlu: Kendi malını dolarla satan birisi en yüksek kur olan Merkez Bankası efektif döviz satış kurunu kullanmak istiyor. Buna karşılık malı dolarla alan birisi de Merkez Bankası’nın en düşük kuru olan Merkez Bankası döviz alış kurunu kullanmak istiyor. Hangi kur kullanılacak konusunda düzenleme yok. Hep söylüyorum; ‘yarından geçerli’ kurallar bizim başımıza gerçekten büyük belalar açıyor. Geçen hafta konuştuğumuz; pastayı büyütücü mü, yoksa pastayı tırtıklayan önlemler midir?.. Bana göre herhangi bir amaca hizmet etmeyen bir yığın düzenleme giriyor hayatımıza. Bunlar teknik olarak kısa vadede döviz ihtiyacını bir miktar sakinleştirse de, belli bir süre sonra etkisini kaybediyor. Buyur; 5 Mayıs’ta 14,75 olan kur, bugün 15,95. 13 günde artış 1 liradan fazla. Türk lirasına dönelim, ben itiraz etmiyorum, evet bu ülkenin para birimi TL. Ama gelin düzenlemeleri 6 ay, bir yıl, iki yıl sonra geçerli olacak şekilde hayata geçirelim. Herkes sözleşmelerini ona göre düzenlesin.
Güldağ: Sabit ve dar gelirlinin de sancıları fazlasıyla hissettiği bir dönem. Geçen hafta önde gelen bir gıda sanayicimizle sohbet ederken bir konuya dikkat çekti. “Peynir ve etin, artık A grubu müşterilerin tüketebileceği bir gıda maddesi haline gelmekte olduğunu görüyorum” dedi. Keza sanayici de daha önceden “Maliyetleri fiyatlara yansıtırız; enflasyon olabilir ama piyasa bunu kaldırır” düşüncesindeydi. Şimdi bu düşünce “Artık piyasanın bunu kaldıramadığı bir noktadayız” a evrildi.
Ağaoğlu: Enflasyonun en iyi ilacı beklentileri yönetmektir. Ki ABD’nin yıllarca yapmaya çalıştığı şey. Ne zaman ki o beklentiler bozulur, fiyatlama davranışları da içinden çıkılmaz bir hal alabilir. Nitekim Türkiye’nin bugün yaşadığı temel sıkıntı budur. Beklentilerin ve fiyatlama davranışlarının bozulması; üretim tarafına da, talep tarafına da yansıyor, normalin dışında davranışların gelişmesine sebep oluyor. Ekonomi yönetimi cephesinde hesabı kitabı iyi analiz edilmeden alınan kararlar da istemediğimiz sonuçlar doğuruyor. Düzenin kendi içinde dengesini bu kadar çok oynayarak bozduğunuz anda bunu tamir etmeniz, düzeltmeniz, ortamı sakinleştirmeniz maalesef çok uzun zaman alıyor. O zamana kadar da daha ne bedeller ödeneceği konusunda da doğrusunu istersen benim bir fikrim yok.
Güldağ: Yurtdışında da stagflasyon ve resesyon tartışmaları var. Örneğin Avrupa’da da durgunluk emareleri kendisini göstermeye başladı. Euro Bölgesi’nde sanayi üretimi yüzde 1,8 düştü. Keza Çin’de de üretimde yüzde 2,9 düşüş yaşandı. ABD’de büyüme beklentisi bu yıl yüzde 2,4, gelecek yıl için yüzde 1,6’ya çekildi. Wall Street Journal bir analizinde; 70 yıl boyunca Amerika faiz indirimlerine gittiği zaman resesyon olmadığı bir dönem yaşanmadı. Amerika faizleri seri şekilde indirirse bu ekonomi resesyona giriyor” tespitini aktardı. Örneğin; Rusya ruble ile ödenmedi diye gazı kesmeye kalkarsa Avrupa için özellikle Almanya’ya bunun 220 milyar Euro maliyet çıkaracağı hesaplanıyor.
Ağaoğlu: 7 sıkıntılı çarşamba var ama bizimle ilgili ikisinden örnek vereceğim. Sıkıntılı ilk çarşamba; Avrupa tarafındaki daralma. Beraberinde Euro da değer kaybı yaşıyor. Bu, yapmış olduğumuz ihracatın dolar bedelini aşağı çekti. Avrupa kaçınılmaz bir şekilde stagflasyon içinde. Büyümeye dair yıl sonuna kadar en az 3, 4 aşağı yönlü revizyon daha bekliyorum. Türkiye için ihracat pazarı olan Avrupa’nın talebi düşecek.
Güldağ: İhracatçılar da, bazı noktalarda talep düşüşünün başladığını söylüyor.
Ağaoğlu: Bu kaçınılmaz. “Ben anlaşmalarımı yaptım” diyen arkadaşlarımız da çok güvenmesinler, o anlaşmalar da iptal edilebilir. Zor, oyunu bozar. İkinci sıkıntılı çarşamba olarak da buğday fiyatını vereyim. Hindistan’ın buğday ihracat yasağı kararının ardından buğday fiyatları inanılmaz yükseldi. 15,95 dolardan baz aldığımızda buğdayın tonu 7760 liraya denk geliyor. TMO’nun sattığı fiyat 2650 liraydı. 3,150, 3,250’ye mart ayında revize ettiler. TMO anlaşma gereği un üreticilerine ucuz buğday veriyor. Peki yeni hasat geldi, dünya fiyatı 7760, biz de ihracat yasağı getirdik. Yine buğdayı 3250 lirada tuttuk. Buğday üreticisi müthiş zarar edecek. Bir dahaki sene buğday eker misin böyle bir durumda? Bir anda çok ilginç bir kıtlık problemi ile karşı karşıya kalınıyor. Çünkü bugün içerideki fiyatı kontrol edeceğim derken buğday üreticisine doğru ve uygun fiyatı vermediğin için bir dahaki sene ekmeyecek. Alsana bambaşka bir problem daha.
Güldağ: Ben bu beklentilerin ve fiyat bozulmalarının gerçekten çok büyük riskleri de beraberinde getirmeye başladığını düşünüyorum. Kur 16’ya dayanınca piyasada birtakım dedikodular da dolaşmaya başladı. Sene sonu dolar/TL 20 olur, 20’yi de geçer gibi… Sen teknik analiz tarafına da bakıyorsun ama, geçen sefer dedin ki, “Fiyatların içinde doğru veriler yok ki bunun üzerinden teknik analizi yapalım.” Bu dedikodular karşısında bir kestirimde bulunmak mümkün mü?
Ağaoğlu: Kurun 15,95 seviyelerini ağustosa kadar göreceğini düşünüyordum, 13 gün içinde ben de beklemiyordum açıkçası. Herkese bir soru sorayım, dolar/ TL bugün 30 oldu, neyi çözeceksiniz? İki çarşambadan bahsettim. 1 – Daha fazla ihracat yapabilecek misiniz? Yapmak için karşıda pazar bulmanız lazım? O pazarda problem var. 2 – Daha fazla ihracat yapmanız için yüksek fiyattan hammadde ithal etmeniz gerek. Onu bulabilecek misiniz? O fiyata denk getirip siz o ihracatı yapabilecek misiniz? Çok zor. Kur bu seviyelere çıktığında kurla teşvik eden bir sistem bile ne yazık ki o bahsettiğiniz ihracat avantajını size sağlayamaz. Buna karşılık müthiş bir enflasyon ithalatı demek olur bizim için.
Güldağ: Son günlerde ‘rekabetçi kur’ söylemi yeniden ortaya çıktı. Onun için mi diyorsun?
Ağaoğlu: Evet. Bir ara ‘Çin modeli’ dedik. Bir süre dolandı ortalıkta. Sonra ‘rekabetçi kur’ diyoruz. Olmadı başka bir şey geliştiriyoruz… Yani bu düşüncelerle 250 baz puanlık CDS’i 700 baz puana getirdik. Ne yazık ki CDS’in kötü bir huyu var. Artması kolaydır, düşmesi çok zordur. Tekrar kalıcı bir düşüş sağlamak için gerçekten çok fırın ekmek yememiz gerekecek ve çok uzun bir zamana ihtiyacımız olacak. Bizim ki Rusya’nın durumuna da hayli benzeyecek gibi. Rusya’ya gelen yaptırımlar bahse giriyorum 5 yıldan önce kalkmaz. Putin görevi bırakıp yerine tamamen batı yanlısı ve Anglosakson “dünya ile barış yapacağım” diyen birisi gelse dahi en az 5 yıl. 5 yıldan sonra bayağı ağzıyla kuş tutması lazım ki o yaptırımlar yavaş yavaş kalksın. Buyurun İran örneği, 30 yıllık bir yaptırım. Şimdi Türkiye için de bu CDS’lerin aşağı inebilmesi için çok şeyi art arda, her seferinde doğru yapmamız lazım. Böyle bir ihtimal ne kadar gerçekçi bilemiyorum.
Dolar endeksi 102,5- 103,5 bandında kalır
Güldağ: Goldman Sachs, önümüzdeki haftalarda dövizle ilgili olası iki sonuca işaret etti. Küresel büyüme görünümü gelişirse yatırımcıların daha riskli varlıklara yönelmesiyle dolar düşecek, ancak dünya ekonomisi bir resesyona girerse doların gidişatı belirsizleşecek.
Ağaoğlu: Euro tarafında iş biraz sıkıntılı 1,04-1,0425 demiştim. 1,0380’li rakamları gördük, oradan döndü. Aynı şekilde Dolar endeksi için de benzer yükselişler bekledim. Benim beklentilerim 102,5 -103,5 arasındaydı. Dolar endeksi en yüksek 105 zirvesini gördü. Ben 102,5- 103,5 bandında bir süre daha kalır diye düşünüyorum. 110, 120, 130’a gidecek hali zaten yoktu. 90 seviyesinden 102’ye dediğiniz de yüzde 15 civarında bir yükselişten bahsediyoruz. Yani bir yıl içinde yüzde 15 para kazanılmış.
Bitcoin’lere 50 dolar vereyim, konu kapansın
Güldağ: Kripto para piyasalarında ciddi dalgalanmalar yaşandı. Ev, araba satıp girenlerin ötesinde şirketlerin de birtakım varlıklarını kripto paraya yatırdıkları ve bundan dolayı da ciddi sıkıntı içinde oldukları söyleniyor.
Ağaoğlu: Çok üzülüyorum bunları duyunca. Ben 200 dolardan Bitcoin alıp da 64 bin dolardan satmamış olduğum için zerre üzgün değilim. Çünkü yapı itibariyle inanmıyorum henüz. Arkada bir algoritma ile çalışıyor, bu istikrarlı bir para birimi diyor. Gerçekten dolara sabitlenmiş en büyük sabit kripto para Tether bile değer kaybetti bu dönemde. Diyor ki, benim 1 Tether’imin karşısında 1 dolar var. Tether’i yönetenlere diyorsunuz ki, “inanacağım söz” ama gel seni birisi denetlesin, senin elinde bu kadar dolar var mı? Veya bu kadar dolara tahvil edilebilir başka bir kıymetin var mı? Varsa bana bunu ispatla ben vallahi inanacağım sana söz. Bu denetlemeyi girmem diyor. Şimdi ben bunun ne kadar sabitlenmiş veya istikrarlı bir para birimi olduğuna inanabileceğim ki? İnanmıyorum inanmadığımı bir şeye de zaten ne paramı yatırırım, ne zamanımı harcarım. Şimdi burada o evini satan, kendi parasını veya şirketin arabasını, evini, şirketinin parasını buraya koymuş olan yöneticilere sesleneyim? Açıkgözlük öldürür. Warren Buffett “Bütün Bitcoin’lere 25 dolar vermem” dedi. Ben ondan bir adım ileri gidiyorum, bütün “Bitcoin’lere 50 dolar vereyim” bu konu kapansın.