Yoksulluk artık kentin kalbinde

Son dönemin en sık kullanılan sözcüklerinden biri yoksulluk. Bu başlıkla ilgili sorularımı İÜ İktisat Fakültesi’nden Dr. Altınay’a sordum. Altınay, “Bugün yoksulluk araştırması için kentin çeperine gitmeye gerek yok. Yoksulluk artık merkezde Fatih’te, Beşiktaş’ta” diyor.

GÜNCEL 27.04.2022 06:30

Yoksulluk artık kentin kalbinde

Abone Ol google-news

Semra KARDEŞOĞLU

En yoksulların köşklerde oturduğu yıllar

Çocukluğumda “En yoksullar kim?” diye soracak olsalar cevabım bugün de aklımda; Kadıköy Kazasker’de henüz yeşil piknik alanları beton tarlalarına dönmemişken üç katlı köşkte yaşayanlardı. Köşklerin, sahipleri tarafından terk edildiği yıllar… Yakarak yok edemeyince böyle ölüme terk ediliyorlardı. Köşk ölürken yanı başında hunhar müteahhitler, köşkün son nefesini vermesini, az sonra dünyanın en lezzetli yemeğini yiyecekmiş gibi iştahla bekliyordu.

İşte o son nefese kadar geçen sürede köşkün misafirleri İstanbul’a yeni göç etmiş aileler olurdu. Gelirken satacak bir tarlası bile olmayanlar… Bir odada yaşar mutfağı ortak kullanırlardı. Bazen yemekleri ortak pişirip pay ederlerdi aralarında. Yıllar sonra ‘Piano Piano Bacaksız’ adıyla filme alınan Kemal Demirel’in ‘Evimizin İnsanları’ kitabını okuduğumda ‘İşte o köşkün aynısı’ demiştim.

Sonra, çocukken sonsuz gibi gelen o boş tarlalar parsellendi. Toprağın bağrını delerek, derinliklerine ilerlerken acımasız araçlar, çocukluğumuz da veda etti bize. O köşkün son konuklarından bir daha hiç haber alamadım.

Sadece o köşk değil çoğu yok olup gitti. Yerlerine önce 5 katlı, sonra yıkılıp 10 katlı, bir daha yıkılıp 30 katlı binalar yapıldı. “Şirin mi şirin gecekondu evleri” de ‘dönüştürüldü.’ Şimdi en yoksul kim diye sorsalar şu olur sanırım yanıt; Kadırga’da bir dönemin en şahane binalarının son misafirleri. Seslerini bile çok az duyduklarımız. Doğru mu? Yakından bakalım…

Yoksulluk son dönem üzerinde en çok konuştuğumuz başlıklardan biri. Tüm bunları, bu konu üzerine çalışan bir akademisyenle konuşmak istedik. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ayda Rona Altınay, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İstanbul Planlama Ajansı’nın “Salgın döneminde yoksulluk” çalışmasında da yer alan ve akademik çalışmalarını yoksulluk üzerine yoğunlaştıran bir isim. Sorularımızı Altınay’a yönelttik.

Sürekli yoksulluğu konuşuyoruz. “Yoksulluk fotoğrafı çekin” desem yeni bir muhabire pazarda yerden ürünleri alan ya da atık toplayıcılarının fotoğrafını getirir. Bu fotoğraf bugün yaşadığımız yoksulluğu anlatmaya yeter mi? Nasıl bir yoksulluk sürecinden geçiyoruz?

En özet haliyle şöyle diyebiliriz: Eskiden işsizliğe ve alt sınıfa dair bir kavram olan yoksulluk artık orta kesimleri de içine alan bir kavrama dönüştü. ‘Çalışan yoksul’dan söz ediyoruz. Çok yaygın ve derin bir yoksullukla karşı karşıyayız. Bugün yoksulluk, yoksunluk ve onunla gelen sosyal dışlanmayla bir çerçeve haline gelmiş durumda. Dolayısıyla sözünü ettiğiniz fotoğraf bugünkü durumu anlatamaz.

Çalışan yoksul dediğimiz kesim kimleri kapsıyor?

Çalışan ve geliri olan ama ya asgari ücretle ya da enformel istihdam nedeniyle güvencesiz çalışma koşulları altında olanlar akla gelmeli. Gelir garantisi olmadan esnek çalışanlar da buna da dahil.

Bununla sınırlı mı acaba? Asgari ücretin üç dört katını alan ama en az bir asgari ücret kadar kira ödemek zorunda olan da yoksul değil mi?

Elbette. TÜİK’in verilerini esas aldığımızda durum zaten ortada. Şubat ayında bir kişinin yoksulluk sınırı 5 bin 878 lira. Açlık sınırı 4 bin 686 lira. Yani asgari ücret açlık sınırının altında kalıyor. Dört kişinin yoksulluk sınırı ise 12 bin 670. İki küçük çocuğu olan, eşi çalışmayan bir kadın ya da erkek düşünelim. 12 bin 670 TL altında bir maaş alıyorsa yoksul zaten. Çalıştığı yerin bir plaza ya da çok büyük işler yapan marka bir şirket olmasının önemi yok burada.

BEYAZ YAKALILAR AKŞAM PAZARINDA
Yeni yoksullar, çalışan yoksullar, orta sınıf, beyaz yakalılar ne yaşıyor bu dönemde? Nasıl baş ediyorlar?

Çok büyük bir geçim sıkıntısı var. Toplumun büyük kesiminde öncelikle talep daralmasına gidiliyor. Nedir bu? Tüketimi azaltıyoruz. En büyük zam faturalara oldu. Ne yapıyor: Ütüyü çok az kullanıyor, su ısıtıcısını ortadan kaldırıyor, TV’yi açmıyor. Çamaşır makinesini gece çalıştırıyor. Doğalgaz ve sobayı birlikte kullanan var. Tamam, benim evimde örneğin soba yok ama ben de elektriği az kullanmaya çalışıyorum. Kaloriferi kullandığımda az ısıda kullanıyorum. İkinci el eşya satışı çok yaygın. Daha çok çalışan kesim acil bir ihtiyacı çıktığında evdeki bir eşyasını az kullandığı bir şeyi satıp nakit paraya çeviriyor. Bu parayla gıda, sağlık, eğitim gibi elzem olan ihtiyacını karşılıyor.

yoksulluk-artik-kentin-kalbinde-1008575-1.
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ayda Rona Altınay

Alan çalışmasında konuşulan bir pazarcı şunu söylüyordu: “Akşam pazarı her zaman vardı. Burada gün içinde satılmayan sebze meyve daha ucuza satılırdı. Ama son 6 ayda akşam pazarına gelenler çok kalabalık oldu.” Artık o akşam pazarına gelenler mavi yakalılar değil ki. Beyaz yakalılar da geliyor. Kentin çeperindeki semt pazarlarında merkezdeki pazarlarda da farklı değil manzara.

ÇALIŞANIN YOL VE YEMEĞİ ORTADAN KALDIRILDI
‘Orta sınıf’ın şu dönem yaşadığı yoksulluk daha mı ağır?

Şöyle diyelim, ‘Askıda fatura’ desteği başladığında yardım eden bir kişi şu an kendisi bu desteğe muhtaç durumda. Bu elbette kolay değil. Çalışan kesimin şu dönem karşılaştığı bir sorun da yol ve yemek desteğinin ücrete dahil edilmesi. Artık yemek kartı verilmemesi. Daha az insanla aynı işin yapılması da iş yükünü artırıyor. “İnsana yakışan iş” diye BM’nin ürettiği bir kavram var. Bu dönemde bunun dışına çok fazla çıkıldığı görülüyor.

Yoksunluk ve dışlanmışlık dediniz tanımlama sırasında. Nasıl bir dışlanma bu?

Yoksulluğun yoksunlukla birlikte gelmesi. Sizi kimse dışlamıyor tabii. Temel ihtiyaçlarınız içinde sosyalleşme de var. Kendini yeniden üretebilmek için gereklidir bu. Bir boş zaman faaliyeti, bir yerde oturup kahve, çay içmek, sinemaya gitmek. Ama bunlar kolay yapılamıyor. Bir kahve içmek için orta kesimdekiler de bugün düşünmek durumunda. Durum böyle olunca doğal olarak dışlanıyorsunuz. Bir roman alırken fiyatına bakmak da böyle. Kendi yaşamımdan örnek vereyim. Süleymaniye’de kuru fasulyecilere zaten gidemiyorduk, turistik oldu artık. Esnaf lokantasında yemek yerdik arkadaşlarımla. Şimdi 30 lira olmuş iki çeşit yemek. İmkânı yok. Üniversitede öğrenci yemekhanesine gidiyoruz.

Bugün bir yoksulluk araştırması yapılacak olsa? Gideceğimiz ilçe ve semtler aynı mı?

Çok özetle söylenebilecek şu: Bugün yoksulluğu görmek için şehrin çeperine çıkmaya gerek yok. Beşiktaş, Fatih, Kadıköy’de de yoksulluğu görmek mümkün. Bu ilçelerin yerel yönetimlerine yapılan başvuruların da ne kadar arttığı rakamlarda çıkar.

Bize öğretilen ‘Okursanız daha iyi bir hayatınız olur’ cümlesiydi. Şimdi bunun bir karşılığı yok. Okuyan çocuk ‘Okumuş işsiz’ oluyor. Siz bir akademisyensiniz. Öğrenciler bu durumu nasıl yaşıyor ne hissediyor?

Üniversiteye gelen genç “Ben diplomalı işsiz olacağım” ön kabulüyle geliyor artık. Geldiği andan itibaren diploma almak dışında ne yapabilirim diye bakıyor. Yurtdışı imkanı, staj, çalışma, mezun derneğinde bir tanıdık bulma vs. Oysa akademik ortamda ilk olarak öğrencinin kampusun keyfini çıkarması gerekiyor. Kulüplere üye olması, kültür sanatla ilgilenmesi, ülkenin siyasetine, ekonomisine dair düşünüp üretmesi gerekir.

DERSE GELEN ÖĞRENCİ SAYISI ÇOK DÜŞTÜ
Mevcut enflasyon ve yoksulluğun üzerine çok ciddi bir kira sıkıntısı yaşanıyor. Öğrenciler açısından durum daha da vahim. Bu anlamda ne yapıyor öğrenciler, gözleminiz nedir?

Bir kere sınıfa gelen, derse devam eden öğrenci sayısı çok azaldı. Bunda elbette salgın dönemi de bir etken. Bir bölümü halen eğitimini uzaktan sürdürme imkânına sahip. Ancak yine de küçük bir kısmı olduğunu düşünüyorum. Burada yoksulluğun etkili olduğu görüşündeyim. Kampusa gelmek için bile bir yol parası veriyorsunuz, yemek, bir masraf. Bir bölümü yarı zamanlı işlerde çalışmak zorunda. Memleketinden hiç gelmeyen, ailesine yardım edenler de var. Bu durum incelenmeye değer bir başlık.

EN ALTTAKİLER KENTİN HAYALETLERİ
Yoksulluğa karşı geçmişte mahalle ortamında olmak kendiliğinden bir dayanışma ağı yaratırdı. Parça parça bölünen sınıfların duvarlarla ayrıldığı bir ortamda yoksulluk daha da ağır değil mi?

Elbette. Derste ‘Soylulaştırma’ konusunu işledik. Öğrencilerin ilgisini çekti bu kavram. Aslında bu bizdeki kentsel dönüşümün adı. Sulukule, Dolapdere ve Fikirtepe’de yaşanan değişim. Ama bugün gelinen noktada ‘Soylulaştırmaya bile değer görülmeyenler’ var. Süleymaniye, Samatya, Kumkapı, Kadırga. Afrika’dan gelen ve buralarda metruk binalarda yaşayanlar var. En zenginler onları zaten görmüyor, karşılaşmıyor. En altta yer alanlar onlar: ‘Kentin hayaletleri’ . Burada bir parantez açıp hatırlatayım: Göçmenler konusunda da çok ikiyüzlüyüz. Almanya’ya 70’lerde ya da bugün Türkiye’den gidenlerin maruz kaldığı tavra isyan edip aynısını yapıyoruz.

Günün Önemli Manşetleri

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir